1791 Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin Hukuki Etkisi

1789 Fransız Devrimi ve onun sonucu olan 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin (Déclaration des droits de l’homme et du citoyen de 1789) günümüz hukuk düzeninde önemli bir etkisi olduğu kabul edilir. Kişi özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve demokratik yönetim gibi hususlardaki ilerici niteliği devamlı anlatılır. Ancak konuşulmayan ve 1789 Bildirgesi’ni uzun vadede herkes için uygulanabilir hale getiren bir başka bildirge vardır. Fransız Devrimi’nde mücadele eden kadınlar, devrim sayesinde elde edilen ve 1789 Bildirgesi’nde var olan hakların aslında kendilerini kapsamadığını fark eder. Bildirge’nin adında “insan” olarak çevrilen “homme” kelimesi, o günlerde kelimenin ikinci anlamı olan erkeği işaret etmektedir. Elbette ki, bu durum açıkça belirtilmemektedir ancak haklarına kavuşamayan kadınlar bu haklara kendilerinin de sahip olması için mücadele verir.

Fransız Devrimi’nin kendilerini dışladığını fark eden kadınlar, 5-6 Ekim 1789’da Versailles’a olan tarihi yürüyüşlerini gerçekleştirirler. Fransız tarihçi Julles Michelet bu yürüyüş için “Erkekler 14 Temmuz’da[1], kadınlar 6 Ekim’de yaptı” ifadesini kullanır[2].

Versailles’a yürüyen kadınlar, Paris, 1789. Kaynak: gallicabnf

1791 yılında Olympe de Gouges, 1789 Bildirgesi’ni adeta güncelleyerek Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ni (Déclaration des droits de la femme et de la citoyenne) hazırlar[3]. 17 maddeden oluşan 1789 Bildirgesi’nin her bir maddesi kadınlar ayrıca belirtilerek ve cinsiyet eşitliği vurgulanarak değiştirilir ve 1791 Bildirgesi olarak yeniden hazırlanır. İki bildirgenin birkaç maddesinden örnek verebiliriz:

1789 Bildirgesi m. 1: “İnsanlar (erkekler-les hommes) haklar bakımından özgür ve eşit doğar ve kalırlar. Sosyal ayrımlar ancak ortak yararın olması halinde kabul edilebilir.”

1791 Bildirgesi m. 1: “Kadınlar haklar bakımından erkeklerle (l’homme) özgür ve eşit doğarlar ve kalırlar.  Sosyal ayrımlar ancak ortak yararın olması halinde kabul edilebilir.”

1789 Bildirgesi m. 4: “Özgürlük, başkalarına zarar vermeyen her şeyi yapabilmek demektir: bu nedenle, her insanın (homme) doğal haklarının kullanımının toplumun diğer üyelerine aynı haklardan yararlanmasını sağlayan güvencelerden başka sınırı yoktur. Bu sınırlar ancak kanunla belirlenebilir.”

1791 Bildirgesi m. 4: “Özgürlük ve adalet, başkalarına ait olmayan her şeyi onlara geri vermek demektir; bu nedenle kadının doğal haklarının kullanımının, erkeğin ona karşı uyguladığı sürekli tiranlıktan başka bir sınırı yoktur; bu sınırlar aklın ve doğanın yasalarıyla yeniden düzenlenmelidir.”

Günümüzde Fransa’da anayasallık bloku içerisinde yer alan 1789 Bildirgesi zamanla kadın haklarının lehine karar veren yargı kararlarında dayanak olarak kabul edilmiştir[4]. Peki, 1789 Bildirgesi artık kadınlar için de uygulanıyorsa neden 1791 Bildirgesi’ne dikkat çekmemiz gerekir?

1791 Bildirgesi’ni tek başına incelediğimizde, içindeki pek çok maddenin 21. yüzyılda olmamıza rağmen ilerici kaldığını görmekteyiz. İkinci olarak, Bildirge’nin cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere getirilen çözümlerin temelindeki anlayış, günümüz hukuk düzeni için bize ışık tutabilecek niteliktedir.

1791 Bildirgesi’nin geneline kadın haklarının sağlanmasının kamu yararına hizmet ettiği anlayışı egemendir. O dönem için “kamu yararı” ifadesini göremesek de, metinde geçen “ortak yarar”, “herkesin çıkarı” şeklindeki ifadeler bu eğilimi göstermektedir. Bildirge’ye göre, kadınların haklarının güvence altına alınması, belirli bir kesime ayrıcalık tanıma anlamını taşımaz ve herkesin yararı için gereklidir (m. 12). Bir ülkede yaşayan herkesin haklarını güvence altına almayan ve bireylerin çoğunluğunun yapımına katılmadığı bir anayasanın geçerliliği yoktur  (m. 16). Yasalar genel iradenin ifadesi olarak tüm kadın ve erkek yurttaşların katılımıyla oluşturulmalıdır (m. 6).

Kadınların ayrıcalıklı olmadığı özellikle belirtilmiş, asıl talebin eşitlik olduğu tüm Bildirge’ye yansımıştır. Kadınların ceza yasalarına erkeklerle aynı şekilde tabi olacakları ve suç işlediklerinde cezalandırılmaları gerektiği özellikle belirtilmiştir. Buna bağlı olarak, darağacına bile çıkarılabilen kadın kürsüye de erkekler kadar çıkmalıdır (m. 7-10). Benzer yaklaşım, vergi ödeme ve kamu hizmetlerine giriş arasındaki bağlantı için de ortaya konmuştur. Kadınlar, erkeklerle eşit şekilde vergi ödemek durumundadır. Bu durumda, kamunun masraflarına eşit oranda katılmakla yükümlü olan kadınlar kamu hizmetine girişte, işe alımlarda ve makam/mevkilerin dağıtılmasında da erkeklerle eşit olmak zorundadır (m. 8). Kamu hizmetlerine alımda yalnızca liyakatin gözetileceği ve bunun yasa önünde eşitliğin bir gereği olduğu açıkça ifade edilmiştir (m. 6). Bu bilgiler ışığında 1791 Bildirgesi’nin günümüzden ileride olduğu görülebilmektedir.

Dikkat edilmelidir ki, bugün sıkça başvurulan “pozitif ayrımcılık” yaklaşımına dayanılmamıştır. Pozitif ayrımcılık, kadınların toplum içerisinde daha zayıf bir konumda bulunduğu ve bu durumun onlara ayrıcalık tanıyan hukuk kurallarıyla aşılabileceği mantığına dayanır. Kamu hizmetlerine giriş açısından bunun örneği, kadın kotası konulması için yapılan taleplerdir. Oysaki talep edilmesi gereken kadının toplumdaki ikincil konuma itilmesine neden olan “eşitsizliklerin” yok edilmesidir. 1791 Bildirgesi temelde bunu vurgulamıştır. Cezalandırılmak, vergi ödemek gibi yükümlülüklerde erkeklerle eşit olan kadınların karar alma mekanizmalarında ve iş hayatında eşit olmadığı vurgulanmış, bu eşitsizliklere son verilmesi gerektiği ilan edilmiştir.

Günümüzden bile ilerici yönleri olan 1791 Bildirgesi, yazıldığı dönemde kabul görmemiştir. Bildirge’nin yazarı Olympe de Gouges, fikirleri nedeniyle yargılanarak idam cezası almış ve 3 Kasım 1793 tarihinde giyotinle öldürülmüştür. Ancak Olympe de Gouges’un hayatına mal olan bu Bildirge, bugün dünya tarihinde bir başlangıç olarak görülmektedir.

Bugün bizim varlığına alışık olduğumuz oy hakkı, medeni hukuka dahil haklar, sosyal güvenlik hakları gibi pek çok hak kadın hareketinin mücadelesi sayesinde hukuka girmiştir. İşte modern feminizm olarak da adlandırılan bu hareketin başlangıcı Olympe de Gouges’un 1791 Bildirgesi’ni yazması olarak kabul edilir. Fransız hukukunda bağlayıcı bir yeri olmayan bu metin, dünyada kadın haklarının doğmasına katkı sağlayan bir niteliğe sahiptir. Bir başka deyişle, herhangi bir yasal metnin kabul edilmemesi ya da reddedilmesi,  kadın haklarının yok sayılabileceği veya geri alınabileceği anlamına gelmez.

Deniz Bilgehan


[1] 14 Temmuz ile kastedilen, 14 Temmuz 1789 tarihinde gerçekleştirilen Bastille Hapishanesi baskınıdır.

[2] Michelet, Jules, Les femmes de la révolution (2e éd. rev. et corr.), s. 26. https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k204892t/f28.image

[3] Gouges, Olympe de, Les droits de la femme ([Reprod.]) https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k426138/f12.item

[4] Conseil d’état, 03/07/1936, Demoiselle Bobard, no: 43239, 43240.

Bu yazı Kamu Hukuku Yazıları kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir